150 Yıllık Sır

150 Yıllık Sır
6 Temmuz 2018 tarihinde eklendi, 41 kez okundu.

150 YILLIK SIR, BİR KİTAP VE  BİR FİLM

ALİCE  HARİKALAR DİYARINDA…

1865 yılında asıl adı Charles Lutwidge Dodgson olan Lewis Carroll takma isimli ünlü matematikçi, şair, fotoğrafçı ve yazar  tarafından kaleme  alınan eserin hikayesi bir fotoğrafla başlar.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Caroll, müdürün kızı (bazı kaynaklarda komşusunun kızı) olan Alice’nin fotoğrafını çekmek ister.

Birçok çocuğun fotoğrafını çekmiş ve  bu fotoğrafları çekerken çocukların uslu durması için (fotoğraf çekmek o zaman saatler alan bir işti) onlara masallar anlatmıştır.

Anlattığı masallar çocukları oyalar ve Caroll istediği pozları yakalar. Ancak bu çocuklardan bir tanesi olan Alice  fotoğrafı çekilirken öyle  bir yere dalıp gitmiştir ki bu Caroll’un dikkatini çeker. Alice’in anlattığı masalda gezindiğini fark eden Caroll bunları kaleme almaya karar  verir.

Başlangıçta masum bir çocuk avutma  masalı gibi görünse de , Alice Harikalar  Diyarında Lewis Caroll’un matematik ve  mantık dehasıyla  bezenmiş, kara mizah olarak da kabul edeceğimiz, içinde  bulunduğu toplumu  eleştiren ,değerlendiren bir eser  olarak çıkar  karşımıza.

1865 İNGİLTERESİ, VİCTORIA DÖNEMİ VE  ESERE YANSIMASI,

1865 yılına genel bakış,

22 Şubat’ta köleliğin yürürlükten kaldırıldığı yeni bir yasanın kabulünü görüyoruz.

Dünya  genelinde  14  Nisan’da  ABD cumhurbaşkanı Abraham  Lincoln ‘un öldürülmesi var. İngiliz gemi sanayicisi Samuel Cunard  tarafından Titanic’in üretildiği Cunard Line  kuruldu. Darüşşafaka  kurulması gibi sosyal olaylar da  göze  çarpıyor.

2  Ağustos’ta Lewis Carroll bugün hala incelemekte  ve  altındaki sırrı anlamaya  çalıştığımız çocuk romanı olarak kabul edilen ALİCE Harikalar Diyarında  ilk kez  basıldı.

Burada  en çok dikkat çeken olay , pek tabi köleliğin kaldırılması olarak göze  çarpıyor.

Eserin doğduğu dönemin incelenmesi gereken bir diğer hususu ise  Victoria devri;

Büyük Biritanya ‘nın Victoria devri Britanya sanayi devriminn yükselişi ve  Britanya İmparatorluğunun zirvesi olarak kabul edilmektedir.

Kraliçe Victoria’nın 64 yıllık iktidarı , 19. Y.y. ‘ın büyük değişimlerine  tanıklık etmiştir.

1865-1901 yılları arasını kapayan dönem Victoria  devri olarak anılsa da birçok tarihçiye  göre 1832 reform hareketi bu kültürel devrin asıl başlangıcıdır.

Sanayi devrimiyle birlikte meydana gelen emek sömürüsü,işçi hakları ,örgün eğitim kurumları, köleliğin kaldırılması gibi önemli tarihsel dönüşümler  bu  dönemde  ortaya çıkmıştır.

Mina  Morgan’a  göre kavramsal olarak çelişkive  çatışmalarla dolu anahtar kelimelr aracılığıyla, vermektedir ki bunları aşağıdaki gibi özetlemek mümkündür.

  1. Ailevi değerlerle saygıdeğer olma merakı, bunun getirdiği iki yüzlülük,
  2. Toplumsal durumlardan ve bireysel koşullardan aptalcasına memnunluk,
  3. Cinsel konularda yapay çekingenlik, sevgisiz evliliklerin kutsal bulunması
  4. Dar kafalılık ve dinsel yobazlığa  karşın Hristiyanlığın dibini oyan bilimsel araştırma  ve  gelişme .
  5. Para ve madde  severlik alt sınıfların ve parasızların saygın bulunması,
  6. Plansız gelişen sanayileşme ve haksızlıklarla  dolu çalışma şartları ve adaletsiz ekonomik düzen,
  7. Sanata duyulan düşmanlık ve edebiyatın salt eğlence  amaçlı olarak algılanması.

 

Mine Morgan (2003) İngiliz Edebiyatı Tarihi İstanbul YKY

Lewis Carroll’un masum çocuk romanı bu  şartlar  altında  can bulmuşken onun dehasından izler  taşımıyor  olması beklenemezdi.

Peki neni irdeledi Alice  ile birlikte  Carroll?

İncelediğimiz maddelerde  olduğu gibi ,sanayi devrimini sınıf ayrımın ,burjuvazi yaşamı, kuraları ve  mevcut düzeni…

Alice’nin tavşan  deliğinden aşağı düşerken karşılaştığı materyaller birebir bunların eleştirisiydi. Kitaplar  piyano ve  bir yatak.

Alice’nin öğretilmiş  özgürlüğü bir delikten aşağı yuvarlandı.

Carroll ve  ona  başı girse  omuzlarını ne  yapacağını sordurtacak kadar  küçük bir kapı araladı.

Alice  o kapıyı olağanüstü saydığımız iksirlerden ve  kekten yararlanarak açtı ve  aslında  özgürlüğünün yanılsamalı bir özgürlük olduğunu  göreceği yolculuğuna  çıktı.

Yerleştirilen öğelerin hiçbiri rastgele seçilmemişti.

Bir playboy   tavşanının kullanılması cinselliği de  eleştiriyordu bir taraftan. Aynı tavşanın kırmızı kraliçeden ölesiye  korkması da toplumun olduğu durumun göstergesiydi.

Suratsız  bir kedi, şapkacı, uzak doğulu bir fare, kırmızı ve  beyaz  kraliçeler  dönemde  olanları temsil ediyor ve olguları irdeliyordu.

Carroll, Alice’nin ağzından bize şu soruyu sordurttu;

Ben kimim , sen kimsin ?

Burada Michel Fouccolut’un ‘biyopolitik yönetimsellik’ kuramına değinmek istiyorum.

Michel Fouccolut ‘yönetimsellik’ terimiyle batı toplumlarında bir devleti yönetme  ile kendi kendini yönetmenin yani öz yönetim tekniklerinin yapısal olarak nasıl iç içe  geçtiğini  ortaya koyar.

Yani modern yönetimselliğin temel yapısını oluşturan liberal yönetim tarzları hep biyopolitik olmuştur. Burjuva  bir liberal bağlamda ,buna yönelik bir yönetim politikası günümüze  kadar hep normalliği üretip yerleştirmek ve sağlama almak anlamına  gelmiştir.

Buradan hareketle  diyebiliriz ki, normalliğin normları iktidarlar  tarafından belirlenip bize  öyle  olduğu algısıyla dayatılmış ve  normalleştirilmişizdir.

Carroll’un Alice ‘e  sordurttuğu ben kimim ,sen kimsin sorusu apaçık bir normal norm eleştirir.

Peki iktidarlar bize  neden normal normları dayatırlar? İşte  işin bu kısmı parayla ilgili, yani sistemleştirilmiş insanlar  sorunsuz çalışırlar sorunsuz çalışılan yerde  akış ve  kazanç sekteye  uğramaz.

İnsanın kendi malı adledilen bedenini, emek gücü olarak satması gereken ‘kendine ait bir beden’ haline geldiğini gösterir.

Ayrıca  bir bakımdan modern özgür birey kendisine öylesine güçlü özilişkiler kurma  yoluna  itilir ki, istikrarlı bir şekilde  iyiye  doğru giden bir yaşam için emeğini satabilir.

Esasen sistem baskıcı olmaktan yana değildir, daha ziyade insanın içten içe işleyen kendini terbiye  ve kontrol etme  mekanizmalarıyla ilgilidir.

İnsanlara bedenlere ve şeylere hem dayatılan, hem de bütün bunların aktif bir parçası olduğu bir düzenin analizidir yönetme sanatı.

Yönetim teknikleri sorununun merkesindeki mesele ,özerk özgür nesneleri düzenleme meselesi değil,nesneleri daha  en başında  güya  özgür ve özerk nesneler  olarak tesis etmeyi sağlayan ilişkilerini düzenleme meselesidir.

Yukarıdaki ibarelerden de anlaşıldığı üzere elimize  yanılsamalı bir özgürlükle ben kimim? Sorusunu soran Alice’i verir Carroll.

Alice’in bu sorusunun cevabını bulması aynı zamanda bizim de bulmamız olduğundan, 150 yıldır hiç eskimeden değerlendirilmesi şaşırtıcı değildir.

Peki Tim  Burton ‘un 2010 yılında vizyona  giren filmi ile  Lewis Carroll’un Alice’i neden farklı ?

Film ve kitap arasındaki farkların nedeni nedir ?

Michel Fouccolut’un biyopolitik yönetimsellik ilkesine  dönerek, dönemin şartlarını özetleyen maddelerden söz etmek gerektiğini düşünüyorum .

Üçüncü madde, yani, cinsel konularda  yapay  çekingenlik.

Lewis Carroll’un karakteri bir çocuktu çünkü çocuk cinsiyetsizdir. Üzerinden verilen mesajda  kadın yahut  erkek ibaresiyle  değerlendirilmez. Çocuklar da aynı normalleştirme  normları gibi bilinçaltımızdadır ve  olayları masumlaştırır.

Algımızı kendimiz belirlediğimizi sanıyorsak da  bunun böyle  olmadığını incelediğimizde  anlarız.

Bununla  bir bağlantı da , dönemin edebi eserlerinin çocuk romanları olması ve  satış oranları.

Sunay  Akın , Sabah  gazetesine vermiş olduğu bir röportajda şöyle bir cümle kullanır,

‘ jules verne ‘nin aya seyahat ‘ı  da  aynı yıl yayımlandı. Yani o dönemde  başka dünyalara ve hayallere  yolculuk çok ilgi gören bir konu…’

2010 yılında  gösterime  giren Alice  Harikalar  Diyarında filminin kahramanı Alice ‘in 20 yaşına  basacak genç bir kız olması ise  bizim algı yönetimimizin değişmesi ile  ilgili gibi duruyor.

Ve  pek tabi ‘Aynanın içinden’ adlı eserle de  harmanlanmış, yedi yaşındaki Alice’nin hikayesinin devamı olarak çıkıyor  karşımıza.

Lewis  Carroll sorgulatan, merak ettiren ve  çocuk kitabı deyip geçemeyeceğimiz bir eser bırakmış bize.

Bu  arada Lewis Carroll’da hikayede  bizimle.

O Dodo kuşu.

Bu taşı kaldırınca  altından Dodgson  soyadı ve  Carroll’un kekemeliği çıkıyor  ki bu da  bizi başka  bir  hikayeye  sürükler nitelikte.

1865 ‘ten beri bize  altını kaldırmak isteyeceğimiz taşlarla dolu hikayesini vermiş olan  Carroll’u Tim Burton’un taçlandırması ile bir kez daha hafızamızın içine  saklıyoruz. Keza bu sır  dolu masal bizi bir 150 sene  daha meşgul edeceğe benziyor.

Etiketler:

150 Yıllık Sır Konusuna 1 Yorum Yapıldı
  1. Sultan dedi ki:

    Böyle yazıları okuduğumda nereden nereye diyor insan.

Sayfa başına git